Mühendislik tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. İlk insanın var olduğu andan itibaren öncelikle tüm dış tehlikelerden korunmak, sonrasında da aile bireylerinin hep bir arada yaşayabileceği korunaklı bir ortam ihtiyacı ortaya çıkmıştır; yani barınma ihtiyacı. Bunun yanı sıra insan beslenme ihtiyacını gidermek için önce toplayıcılık yapmış, sonrasında bitki köklerini kesmek ve hayvan avlayabilmek için çeşitli aletler icat etmek zorunda kalmıştır. Bu çağlarda yapılan, insan hayatını kolaylaştırmayı amaçlayan tüm bu buluşlar mühendisliğin ilk temellerini oluşturmaktadır. Tüm bunlardan yola çıkarak, inşaat ve makine mühendisliğinin en eski mühendislik disiplinleri olduğunu söyleyebiliriz.
Tarih çağlarının günümüzden 2,5 milyon yıl önce, kültürel evrim ile başladığı kabul edilip, “Tarih Öncesi Çağlar” ve “Tarih Çağları” olmak üzere iki evrede incelenebilmektedir. Bu dönemlerin isimlendirilmesinde, insanlığı etkileyen evrensel nitelikli olaylar esas alınmıştır. Örneğin yazının bulunması önemli bir kültürel evrim kabul edilmekte olup; bu sebepten dolayı yazınının bulunmasından önceki dönemler “Tarih Öncesi Dönemler” ve yazı ile birlikte “Tarihi Dönemler” olarak sınıflandırılmaktadır. Dolayısıyla mühendislik aletlerinin gelişimini de bu bağlamda değerlendirmek gerekir.
İnsanların yeryüzünde göçlerini incelerken buna paralel olarak o dönemde yaşam koşullarının nasıl olduğunu da bilmekte yarar vardır. İnsanoğlunun göç serüveni günümüzden yaklaşık 7 milyon yıl evveline gitmektedir. Hominid olarak tanımlanan (insanımsı) grupta yer alan Homo erectus, Afrika’nın tropikal iklim kuşağından yola çıkarak kuzey yarım küreye dağılmasını kapsamaktadır. Bu dönemde avcı-toplayıcı olarak yaşamını sürdüren insan, iklim şartları etkisiyle beslenme ve barınma ihtiyaçları doğrultusunda, kuzey yarım kürede başta Mezopotamya olmak üzere, Asya (Yakın Doğu/Orta Doğu) ve Avrupa’ya yayılmıştır. Homo erectusların, Acheullean kültürü olarak tanımlanan (buluntularla 1.8 milyon yıl öncesine dayanan) iki yüzü işlenmiş aletler olan el baltaları kullanılmış olduğu bilinmektedir. Bunlar insanlığın ilk teknolojik aletleri olarak kabul edilebilir.
“Eski Çağ” veya “Yontma Taş Devri” olarak tanımlanabilecek Paleolitik Çağ, 2 milyon yıl önce başlamış ve günümüzden 10-12 bin yıl önce son bulmuştur. Paleolitik dönem, alt, orta ve üst olmak üzere üç çağa ayrılır. Özellikle önemli olan üst paleolitik dönem, günümüzden 40000-12000 yıl öncesini kapsamaktadır. Bitiş tarihi coğrafi konumlara göre farklılıklar gösterebilmektedir. Bu dönemde, insanların avladıkları yabani hayvanlar başta olmak üzere yabani sebze ve meyvelerle doğal kaynaklardan beslendiği ve henüz kontrollü tarıma bağlı gıda üretimi söz konusu olmadığından, yerleşik yaşam düzeni de bulunmadığı bilinmektedir.
Bu dönemlerde insanların, kovuklar ve mağaralar gibi sığınaklarda yaşamış olduğu bilinip; özellikle iklim değişikliklerinden dolayı yeni av alanları aramak üzere göç ettikleri bilinmektedir. Basit taş aletler yapılmış, ucu sivriltilmiş bu taşlar silah olarak hayvanlara karşı hem savunma hem avlanma amacıyla kullanılmıştır. Ayrıca üst-paleolitik çağda insanlar, mağara duvarlarına resimler yapmaya başlamışlardır. Çeşitli hayvan kemiklerinden süs eşyaları, heykeller ve kesici aletler yine bu dönemde yapılmıştır. Anadolu üst-paleolitik dönemden kalma bulgulara ev sahipliği yapan önemli bir bölgedir. Özellikle Karain ve Yarımburgaz mağaralarında bu döneme ait pek çok kalıntı, baltalar, iğne, süs eşyaları ve kesici aletler bulunmuştur.
Orta Taş Devri, paleolitik çağdan neolitik çağa geçiş dönemidir. Dünya üzerindeki farklı coğrafyalarda farklı zaman dilimlerine denk gelmektedir. Özellikle, günümüzden 11000 yıl öncesinde, yarı yerleşik hayatın başlaması açısından önemlidir. Küçük yerleşim birimlerinin yapılması, bazı hayvanların evcilleşmesi bu dönemde gerçekleşmiştir.
Buzul çağının sona erdiği bu dönemin sonlarına doğru, yerleşik yaşam düzenine geçilmiş ve tarım başlamıştır. Taş, kemik ve ahşaptan basit el aletleri, ok-yay ve daha pek çok buluş bu çağda ortaya çıkmaya başlamıştır.
Mağara yaşamının önemli unsurlarından olan İnkaya ve Yazılıkaya’nın yanı sıra, Yuchanyan Mağarası’nın (Çin) tarihsel konumu da buluntular açısından insanlık tarihi bakımından oldukça önemlidir. Yuchanyan Mağarası, Daoxian eyaletindeki Huntze Nehri havzasının güneyinde bulunan bir karst kayalığında yer almaktadır. Mağarada, nerdeyse bütün olarak bulunmuş olan iki adet seramik kaba uygulanan radyokarbon testler sonucunda, kaplar günümüzden 18300-15400 yıl öncesine (M.Ö. 16000 ve M.Ö. 13400) tarihlenmiştir. Bu eserler, bugüne kadar kabul edilebilir.
Günümüzde bilinen en eski yapı topluluğu, dünyanın ilk tapınağı olarak kabul edilen Göbeklitepe, Şanlıurfa’ya 15 km uzaklıktadır. Neolitik A dönemine (M.Ö. 9600-7300) ait olan Göbeklitepe’de, 20 adet olduğu belirlenen bu üzeri açık yapıların dini amaçlı yapılmış olduğu ifade edilmektedir.
Göbeklitepe’de bulunan eserler, Stonehenge’den 7000 yıl, Mısır Piramitleri’nden 7500 yıl önce yapılmıştır. Bu yapı kompleksinin dünyanın ilk tapınağı olduğu düşünülmektedir. Taş devrinden kalma bu mabet, T şeklinde prizmatik formda sütunlardan oluşmaktadır.
İnsanlığın gelişiminde önemli bir evre olan yerleşik toplumsal hayata geçişin ilk örneklerinden olan Çatalhöyük, Konya il sınırları içinde yer almaktadır. İki höyükten oluşan Çatalhöyük Neolitik Kenti’nin Doğu Höyüğü, M.Ö. 7400-M.Ö. 6200 yılları arasına tarihlenmekte ve sosyal örgütlenmeyi, yerleşik hayata geçişi simgeleyen duvar resimleri, rölyefler, heykeller ve diğer sanatsal öğeler yer almaktadır. Batı Höyüğü ise M.Ö. 6200-M.Ö. 5200 yılları arasına tarihlenen Kalkolitik Döneme ait kültürel özellikler göstermektedir.
İnsanlığın var olduğu on binlerce yıldan günümüze; avcılık-toplayıcılık şeklinde mağara yaşamından, çiftçilik-hayvancılık şeklinde yerleşik düzene son 10000 yıl içinde geçilmiş olduğu söylenebilir. Aslında, doğal olarak, yerleşik yaşam biçimine geçildikten sonra, teknoloji çeşitliliğinin ve kalitesi önemli oranda artmıştır. Bütün dünya dillerinde olduğu gibi dilimize de, kökeni yunanca “techne” kelimesinden yerleşmiş olan, teknik (veya teknoloji) kelimelerinin ifade ettiği somut örnekler, insanlığın varoluşundan itibaren görülmektedir. Günümüze kalan ve/veya varlığı bilinen örnekler ne kadar ilkel olursa olsun, birer teknik olgudur ve burada kullanılan yöntemlerin her biri de döneminin teknolojisini yansıtmaktadır.
İnsanlığın teknolojik gelişimi içinde, kim tarafından, ne zaman, nerede icat edildiği, bulunduğu bilinmeyen, ancak kendinden sonraki pek çok teknolojik buluşa esas oluşturan basit makineler günümüzde eğitim sistemi içinde ilköğretim düzeyinde öğretilmektedir. Antik dönemlerden günümüze halen kullanılmakta olan bu teknolojik aletler; eğik düzlem, kaldıraç, vida, makara (palanga), kama olarak karşımıza çıkmaktadır. M.Ö. 200’lü yıllarda yaşayan Archimedes, vidadan hareketle Arşimet burgusunu ortaya koymuş olup, ayrıca “Bana bir dayanak gösterin dünyayı yerinden oynatayım” sözü ile bir kaldıraçtan bahsettiği oldukça açıktır. Daha da önceleri, mısırlıların dikilitaşları yaparken ahşap kamaları kullandıkları ve piramitlerin inşasında dev taş blokları yerleştirebilmek için eğik düzlemlerden yararlandıkları bilinmektedir. Binlerce yıldır dünyanın her yöresinde, kuyudan su çekmek için kullanılan çıkrık sistemi, makara (palanga) sisteminin yaygın bir uygulamasıdır. Tüm bunların yanı sıra, aşağıda belirtilen tekerlek hakkında, tarihsel olarak bazı bulgulara ve belgelere rastlayabilmek mümkündür.
TEKERLEK
Tekerlek, bir eksen etrafında dönebilen dairesel formlu bir mekanizmadır. İlk mekanik sistemler arasında kabul edilebilir. İnsanlığın önemli buluşlarından biri olup, halen şekil ve genel kullanım amacı doğrultusunda, (kullanıldığı belgelenen) 5500 yıl önceki haliyle günümüzde kullanılmaktadır.
Tekerlek ile ilgili en eski belge, M.Ö. 3500 yıllarına ait bir Sümer aracı ile ilgili duvar resmidir. Yazı gibi tekerleği de icat edenler Sümerler kabul edilmektedir. Sümerlerin, at koşulu dört tekerlekli ağır ve hantal savaş arabalarını bir savaş aracı olarak kullanmış oldukları günümüze antik bulgulardan anlaşılmaktadır.
Kaynaklar
Murat Kıyak – Arkeolojik Verilerle Makine Teknolojisi Tarihi
Veli Sevin – Anadolu Arkeolojisi
Mehmet Kenan Yelken- Her Yönü ile Göbeklitepe



