400 Yıl Sonraya Mektup

400 Yıl Sonraya Mektup

Başlığı okuduğunuzda ne mektubu dediğinizi duyar gibiyim. Öyle ki bu mektubun hikayesi bundan yaklaşık 500 yıl öncesine dayanıyor. Peki, ama nasıl? Gelin hikayenin en başından başlayalım.

Hayatı

Bundan tam 531 yıl önce, 29 Mayıs 1489 tarihinde Kayseri’ye bağlı Agrianos (bugünkü Ağırnas) köyünde Joseph isimli bir bebek dünyaya geldi.  

Hristiyan bir ailede dünyaya gelen Joseph, 1511 yılında devşirme olarak İstanbul’a gönderilerek yeniçeri ocağına alındı ve burada ona Sinan ismi verildi. Acemi ocağı ve Enderun eğitimlerinin devam ettiği yıllarda dönemin hükümdarı Yavuz Sultan Selim’in başlattığı doğu seferlerine katıldı, bu sayede birçok mimariyi inceleme fırsatı buldu.

1521 yılından itibaren ise dönemin yeni padişahı olan Kanuni Sultan Süleyman’ın seferlerinde görev aldı. İlk ününü ise 1533 yılında İran Seferi sırasında Van Gölünden karşıya geçebilmek için 2 hafta gibi kısa bir süre içerisinde tasarlayıp, kullanıma açtığı köprü ile kazandı. Bu başarısından ötürü de “Haseki” rütbesine layık görüldü.

Başarılarına sürekli yenilerini ekleyen Sinan 17 yıllık yeniçerilik hayatından sonra, 49 yaşında baş mimarlık görevine atandı ve yaşamı boyunca devrin üç padişahı için görev yaptı.

Selimiye

Geçiş Dönemleri ve Eserleri

Ölümüne kadar olan yolcuğunda Sinan kendini iki geçiş dönemin de değerlendirdi; çıraklık ve kalfalık.

Çıraklık döneminde, ilk büyük sultan camisi olan Şehzadebaşı Cami’sini inşa etti. Kalfalık döneminde ise Osmanlı İmparatorluğu’nun en görkemli külliyesi olan Süleymaniye’yi inşa etti.

Yaşamı boyunca birçok eser veren Sinan, en büyük eserini ise 86 yaşında kendi söylemi ile “ustalık eserim” diye takdim ettiği Edirne’deki Selimiye Camini inşa ederek verdi. Eserlerindeki en küçük detayın bile bir anlamı vardı. Tıpkı Süleymaniye Camisinin dört minaresinin yaşamış olan dört büyük hükümdarı, Selimiye Camisinin 31.25 metre çapındaki tek kubbesinin Allah’ın tek olduğunu temsil etmesi gibi. Üstelik Selimiye Camisindeki gizli mesajlar bu kadarla da kalmıyordu. Cami pencerelerinin beş kademeli oluşu islamın beş şartını, dört vaaz kürsüsünün dört hak mezhebini,  otuz iki kapısının olması, İslamiyet’in otuz iki farzını temsil ediyordu…

Yapıtlarındaki gizli anlamlar ile herkesi kendine hayran eden, Osmanlı mimarlığında klasik dönemin başlıca yaratıcısı olan bu kişi Mimar Sinan’dı. Yaşamı boyunca 16 ayrı türde 500’den fazla eser verdi. Sinan, yaşadığı devre sığmayan usta bir mimar ve mühendisti. Bundan tam 400 yıl sonrasını öngörebilmişti.

Mimar Sinan

400 Yıl Sonraya Mektup

1990’lı yıllarda Mimar Sinan’ın eserlerinden olan Şehzadebaşı Cami’nin restorasyonuna başlandı.

Fakat yetkili olan firma çalışanları caminin yapımında kullanılan malzemeleri bulmakta ve anlamakta bir hayli zorlanıyordu. İlk iş olarak cami bahçesini çevreleyen kemerlerdeki kilit taşlarından başlanmak istendi, çünkü taşlar günden güne çürüyordu ve tehlike arz ediyordu.

Kemerdeki kilit taşlarını ayırmaya başladıkları anda iki taş arasındaki silindirik boşluk içerisine gizlenmiş olan cam bir şişe bulundu. Cam şişenin içerisinde bir kağıt vardı, yazılanlar Osmanlıca idı. Cami restorasyonu durduruldu ve yazıyı çevirmesi için uzman bir bilir kişi bulundu. Bulunan kağıt bir mektuptu, Mimar Sinan tarafından kaleme alınmıştı, yazılanlar ise aynen şu şekildeydi:

“Bu kemeri oluşturan taşların ömrü yaklaşık 400 senedir. Bu müddet zarfında bu taşlar çürümüş olacağından siz bu kemeri yenilemek isteyeceksiniz. Büyük bir ihtimalle yapı teknikleri de değişeceğinden bu kemeri nasıl yeniden inşa edeceğinizi bilemeyeceksiniz. İşte bu mektubu ben size, bu kemeri nasıl inşa edeceğinizi anlatmak için yazıyorum…” satırlarının devamında ise taşı nereden getirdiklerinden, nasıl yerleştirdiklerinden bahsediyordu.

Koca Mimar Sinan yalnızca bundan 400 yıl öncesini öngörmemiş, bu kadar süre boyunca dayanacak kağıt ve mürekkebi mektubunda kullanma hassasiyeti güderek ne kadar keskin bir zekaya sahip olduğunu da göstermiştir. Erişilmesi güç olan bu bilgilere ulaşmasından daha etkileyici olan ise 400 yıl sonrası için bile çözüm üretmiş olduğu sorumluluk duygusudur.

Şehzadebaşı

Tıpkı kendinin de her zaman dediği gibi; yaptığın işi gönlünde hissedersen, ırmaklar çağlar içinde. Her zaman işimizi bu denli sorumluluk duygusu ile yapabilmek dileğiyle.

Fikir ve Sanat kategorisinde bulunan diğer içerikleri de okumanızı tavsiye ederim !

Beğen  20
Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yapılan Yorumlar ( 2 )